Anasayfa » KİSTİK FİBROZİS » Kistik Fibrozis İlaçları

Kistik Fibrozis’te kullanılan ilaçlar önleyici veya oluşmuş olan bir sorunu çözmeye yönelik ilaçlardır. Beslenmenin yanı sıra lipaz içeren yani yağ parçalayan ve sindirilmesini kolaylaştıran enzimler mutlaka pankreas yetersizliği olan kistik fibrozis hastalarında gıda ile birlikte kullanılmalıdır. Vitamin preparatları kistik fibrozisli hastalarda düzenli olarak kullanılmalı, özellikle yağda eriyen vitaminlerin emilim eksikliği olduğu için A, D, E, K vitaminleri içeren preparatlar ilave edilmelidir.

Kistik fibrozisli hastalarda sık olarak solunum yolu enfeksiyonları görülmektedir. Hastaların solunum borularında yapışkan balgamlar vardır, balgamın atılması zordur ve mikrop kapma ihtimali çok yüksektir. Kistik fibrozisli hastalarda mikrop oluşmasından önce bile mikrobik olmayan bir iltihabi reaksiyonun olduğu bilinmektedir. Kistik fibrozisli çocuklar nefes borusuna mikrobun tutunmasının kolay olduğu, tıkaçların bulunduğu ve tıkaçların atılmasının zor olduğu bir solunum sistemine sahiptirler. Bu durum mikrobun nefes borusuna tutunmasını kolaylaştıracak yapılar içerir. Belli aralıklarla meydana gelen solunum yolu enfeksiyonlarının bazen hastaneye yatarak tedavisi gereklidir.

Aşağı yukarı orta şiddette bir kistik fibrozise sahip olan hastanın yılda 3-4 kere solunum yolu enfeksiyonu tedavisi olduğu ve bununda çoğu zaman damardan antibiyotik verilerek yapılmasının söz konusu olduğu bilinmektedir. Kistik fibrozisli çocukların akciğerindeki aşırı mikrop ve bakteri yükü oraya çok fazla mikropla savaşan beyaz kürelerin hücumuna neden olmaktadır. Akciğere aşırı miktarda gelmiş olan beyaz küreler savaştıktan sonra parçalanmakta ve onların içindeki çekirdeklerden DNA dediğimiz çekirdek proteini dışarı çıkmaktadır. Bu protein çok yapışkan özellikte sakız kıvamında bir proteindir. DNA proteinin aşırı miktarda akciğerin içinde bulunması salgıların daha yapışkan olmalarına sebep olmaktadır. Son 10 yıldır geliştirilmiş olan DNA’yı parçalayan ve salgıları yumuşatan ve akışkan hale getiren başka bir ürün daha vardır. DNA AZ dediğimiz nefes borularındaki salgıların akışkanlığını sağlayan ilaç, nefes borularına nebulizasyon şeklinde (buhar şeklinde) yüksek basınçlı kompresör cihazlar tarafından gönderilmektedir.

Antibiyotikler sadece enfeksiyon sırasında değil enfeksiyonların olmasını engellemek içinde nefes yolunda pseudomonas dediğimiz mikrobun olması halinde aralıklı olarak kullanılmaktadır. Antibiyotik tıpkı astımlı hastaların sıvı nebulizatör ilaçları gibi cihazın haznesine konarak nefes borusuna günde birkaç kere gönderilmektedir. Akciğerine pseudomonas yerleşen hastalarda mikrobun temizlenme ihtimali genellikle çok düşük olduğu için sürekli olarak bu antibiyotiği bir ay kullanıp bir ay ara verme şeklinde uygulanması mümkün olmaktadır. Antibiyotiklerin daha kolay kullanımı için toz formları da son zamanlarda çıkmıştır.

Bunun dışında akciğerde temelde var olan problemi düzeltmek için çeşitli genetik tedavilerde denenmiştir. 1989 yılında genin bulunmasından sonra genin akciğere gönderilerek problemin kökten çözümü yoluna gidilmiştir ancak bu konuda yapılan tedavi başarılı olmamıştır. Ancak son zamanlarda çeşitli mutasyonların yani gendeki bozukluğu oluşturan mekanizmanın temeline inerek her mutasyon için farklı uygulanabilecek ilaç yöntemleri geliştirilmektedir. Örneğin ΔF508 denilen bir mutasyonda eksik proteinin vücuda sentezlendirilmesi için bazı uyarıcı ilaçlar kullanılabilmektedir. Bu mutasyona yönelik ilaç tedavileri son derece başarılı sonuçlar getirmektedir. İlk birkaç mutasyon için geliştirilmiş ilaç hastalarda balgamların yani salgıların akışkanlığını çok hızlı düzeltmekte ve hastanın nefes borularındaki sıkıntıyı tamamen ortadan kaybettirebilmektedir. Ancak şöyle bir sıkıntı vardır ki bu mutasyonlar ülkeden ülkeye çok değişmektedir.

Türkiye’deki asıl sorun kuzey Avrupa ülkelerindeki gibi hastalığı tanımlayan belli bir mutasyonun olmasından çok dünyada görülen değişik mutasyonların çok yaygın olarak hastalarımızda bulunmasıdır. Dolayısıyla bir hastanın mutasyonu için tanımlanmış tedavi diğer hastalara yararlı olamayabilmektedir. Türkiye coğrafyasının tarihi zenginliği nedeniyle çok çeşitli mutasyonlar içermesi tedaviyi zorlaştırıcı bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir